17 Şubat 2011 Perşembe

:(:( :'( ????????????????

Yetişemiyorsan, başedemiyorsan, çözemiyorsan. Takıldık kaldık yav.
Ağlasam? Öyle basit değil ama eşşeğin ziki gbi. Yok yok öyle de değil. Hüngür hüngür ama zırlayarak değil. Tek başına belki de. İçli içli. Ama çok uzun süre. 2 saat falan. Arada çay, sigara, nargile vs...

Çözemiyorum lan, çözemiyorum. İnsanları çözemiyorum. Sıkışmış gibiyim.

Sağıma baksam umutsuzluk, soluma baksam umutsuzluk...

Sorun belki de benimdir :(:(:(:(

10 Şubat 2011 Perşembe

YETER LAN

Hakkaten çok acı lan, mühendis adamı, kalifiye adamı robotlaştırmaya çalışmak, turnikeler içine hapsetmeye çalışmak... Bir yanda da bi sikimi haketmeyip müdür olanlar var. Lan ne garip bu götoğlanları muhafazakarım diye geçinen bu sik kafalar en önemli şeylerden biri olan kul hakkına doğru dürüst önem vermiyorlar. Ben sikem böyle işi.

Şeytan siktir git istifa et diyor ama bir yandan da hem imkanlar hem de maaş vs. Öte yandan ulan amcık sanki sana dışarda gül bahçesi vaadediyorlar diye soruyorum kendime. Ha bi de özeleştiri: Götlenbik sen de biraz korkaksın. Korkak mısın? Emin olamadım şimdi. Piyasaya(gerçi piyasa kıyası yapmışsam baştan kaybetmiş de olabilirim) göre daha cesurum ama çok da değil.

Sonuçta ben skiyim böyle işi.

Ama karar mı vermek gerek lan? Abin geliyor adamla arada turnike olacak şekilde görüşüyorsun. Hapishane mi lan burası. Yuh amk.

Sonuç: Sanki web sitesi. Nietszche olmak, ya da sistemden çıkıp köy gibi bir yerlerde cüzi maaşa çalışmak. Sıkar biraz. Yaş yaş yaş. Sosyal baskı sanırım bu yaş olayı. Ne yaşı lan yoksa bu yaşın bir şeyi mi var sanki. Ama çevreden e hadi mühendissin, şusun busun, evlen, düzenli ol, bak ilerde yaşlılık var...

Offffff...

9 Şubat 2011 Çarşamba

YOĞUNLUK

Köpek gibi çalışıyorum la bu ara, Bilmiyorum ajitasyon da yapıyor olabilirim.
Normale göre çok daha yoğun çalıştığım kesin ama sanki kassam daha da çalışabilirim gibi de geliyor. Yani hani kendime acıyıp "olm bayağı yoğunsun, yazık la sana" gibi bir arabesk de oluşturuyor olabilirim. Sanki hala içimde bir parça daha yer var çalışabilecek. Bir yandan bunu diyorum bir yandan da "sktir la, bu şekilde çalışma sebebin ne?" diyesim geliyor.

Sonuç: Yazık la bana.

O değil de amına koyiim bi patron vs. olsam Otuzbir'e dönen toplantıların çoğunu yasaklardım la,
"internette sörf yapın daha iyi" derdim.

3 Şubat 2011 Perşembe

TAKMAMAK

Takmamak lazım galiba? En azından çok fazla!!! Bilmiyorum ki. O da garip lan. Sistem adamı geyiği yine...

2 Şubat 2011 Çarşamba

Sürekli Aynı Soruların Girdabında, Döngüsünde Boğulmak

Aslında boğulayazmak, ha boğuldum ha boğulacam seviyesinde bulunmak. En kötüsü ne biliyon mu müdür?
Çözemeyince, cevap veremeyince kendini başarısız sanıyorsun. E sik kafa sen de basit sorular sor ki basit cevapları olsun diyesim geliyor ama öyle değil ki amına koyayım. Sistem adamı olmaktan çıkmak kolay mı lan! Değil ki. "Lan bırak kendini yiyorsun belki de" bir yanım böyle diyor.

Ne garip amk, ne kadar saflığı yakalamaya çalışacam, hayvani çıplak bir vücut gibi, beğendirme dürtüsü olmadan yazacam desem de hep aklıma birgün birilerinin buraları okuma ihtimali geliyor ve hatta bu cümleleri okuma ihtimali vay amk herif içsesiyle konuşabilme cesareti göstermiş ama yine de dürtülerine yenilmiş(belki bu yenilme kısmını yazmasam okuyanın aklına gelmeyecekti, neyse ne dedik doğal olalım, olabildiğimizde. Yeniden okuduğumda ekleme ihtiyacı hissettim Dostoyevski-Yeraltından Notlar mode'u olmuş, sonrasında "ulan it, alt metin veriyon "okuyom ben" diyesim geldi. Acayip şey lan şu beğendirme dürtüsü. Seksten üstün olabilir mi acep?).

Konuyu piç ettim, neyse şimdi de evlatlık edineyim bari("piç edip sonra evlatlık edinmek" bu tabir hoşuma gitti, sınırsız yazmak üretimi de olaylaştırıyor sanırım bu arada evlatlık etmek üzere olduğum konu "piçoğlupiç" olma yolunda ilerliyor, tamam kestim gel evladım şöyle). Ne diyorduk, sorular, hep aynı sorular...

Taşaklı Soru 1:

Kimiz biz? Tanrı inancı, Din, Ateizm... Nedir bunların cevabı? Çok zeki, çok okumuş, çok bilgili olup ateist olanlar da müthiş dindar olanlar da var. Aklıma siktiğimin nokta teorim geldi(nokta teorisi ne lan? yine sikik bir şey türettin, neyse söyliyim bari): herkes yeni doğduğunda bir nokta gibidir, sonra şekillenmeye başlar(nokta teorisinin giriş kısmı bu kadar, başka zaman detaylı yazarım belki), dolayısıyla kişi belirli bir biçim aldıktan sonra nesnel bir doğru olamamış inanç (henüz hiçbir bilimadamı veya felsefecinin din, Tanrı kavramının varlık/yokluğunu netleştirmediğini de düşünürsek) ile alakalı fikirlerini kendi subjektif tezleriyle güçlendiriyor, Dolayısıyla çok zeki, bilgili... insan ateis de inançlı da olabiliyor.

Burdan felsefecilere sesleniyorum: "Piçler adam olun adam felsefe yapmayın, o kadar felsefeyle uğraşıyorsunuz şu konuyu bi netleştirin, yapamıyorsanız bırakın biz yapalım bari".


Taşaklı Soru 2:

Arka planda herşey niçin? Seks mi, beğenilme dürtüsü mü, ego mu yoksa safi iyi duygular mı(sanki bu hiç değil)? Bunu yazarken aklıma Zsa Zsa Gabor, Atatürk, Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan, George Bush, Che guevera geldi. Sanırım erkek olduğum için olayın erkek tarafına daha çok bakıyorum. Bayanlar için nedir ki, ilk aklıma gelen GÜÇ'e sahip olmak olamıyorsan GÜÇLÜ'ye sahip olmak. Bunu yazarken de aklıma Merkel, Suzan Sabancı, sokaktaki güçlü erkeklerin yanındaki kızlar, gece klübünde zengin erkeklerin yanındaki kızlar... geldi.


Taşaklı Soru 3:

Tabular hiç olmasa ne olurdu? Daha doğrusu bu olabilir mi? Yanlışlıklar varsa bunlaryı yaşayarak hissederek bu yanlışlardan vazgeçmek, ha öte yandan binlerde yıldır yaşananlar sonucu zaten oluşmuş bu tabular ama belki de hepsi böyle değildir. Belki bir kısmı bi tane denyonun zamanında uydurduğu bir şeyin kabullenmesi ve onun kulaktan kulağa giderek efsaneleştirilerek yayılmasıyla oluşmuştur. Bir de tabii zaman farkı var. Belki şimdi herşey ama herşey serbest olsa yanlış kavramı da farklılaşır...

İşte bu 3 sorunun(aslında sadece bunlar değil arada başkaları da geliyor aklıma ama asıl olan bunlar) cevabını bulamamak, konunun dönüp dolaşıp bunlara gelmesi ve benim mal gibi kalmam (aslında birçok kişi mal gibi kalıyordur da belki ama dedik ya, sistem adamı olunca çok detaya inmiyorsun). Bu durum insanın gerçekten başarısız hissettiriyor.


O değil de yazıda anlam bütünlüğü, kavram bütünlüğü yok di mi? 2'sini de hem altalta hem üstüste sikeyim. Önce anlam mı yoksa kavram mı üstte olsun bilemedim. Anlak kulağa daha hoş geliyor. Hadi piç anlam önce sen üstte ol. Hadi bakalım bunun psikanalinizi de yapalım. Neden önce anlam üstte. Gir bakalım çocukluğa. Yavaşşş... O kadar da değil. Kapitalizm, sistem bizi bekler. Gavurlar geliyor birazdan...

Sistemi Sorgulamak

Sanırım sistemin beni yozlaştırmasına, düzleştirmesine hiç izin vermemem gerek. Hep sorgulamak gerek. Hep mi? Belki hep değil ama sıkça sorgulamak gerek.
Farklı bakmak, farklı görmek iyi şeyler bunlar galiba(bende ne kadar var onu da bilmiyorum).

1 Şubat 2011 Salı

Kusarcasına Yazmak

Yazmak güzel şey,

edebi yazmak da güzel bir şey ama içindekileri boşalırcasına en doğal halinle, yazacağını beğendirmeye çalışmadan, kusarcasına, anlam bütünlüğü derdine düşmeden, o an sadece beyninden geçenleri en absürd olanlar da dahil olmak üzere olabildiğince beyninin düşünme hızına yetişebildiğin kadarıyla, sıçarcasına, kusarcasına, dedim ya absürdlükler de dahil olmak üzere, o kusmuğun, o bokun pisliklerini de içerecek şekilde yazmak..

Bence bunun gibisi yoktur...